RANDEVU ALIN
KARBOKSİTERAPİ
12 Ekim 2022
KARBOKSİTERAPİ
OKUNMA : 308

Karboksiterapi, aynı zamanda karbon dioksit terapisi veya CDT olarak da bilinir; Tüm dünyada estetik
kliniklerinde yaygın olarak kullanılmaya başlanmaktadır. Karbondioksitin terapötik ve tıbbi kullanımı
1950'lerden beri Avrupa'daki tıbbi topluluklar tarafından kullanılmaktadır. Karboksiterapi ile tedavi
için en yaygın estetik endikasyonlar selülit ve lokalize yağ azaltma, cilt çatlakları, akne izleri, deri
gevşekliği ve kırışıklıkları azaltmak için kullanılmaktadır. Tedaviler genellikle yüz, boyun, kollar, karın
ve uyluklarda yapılır. Karboksiterapi, özel olarak tasarlanmış bir makine ile kontrollü bir akış ve dozda
cilt yüzeyinin altına küçük miktarlarda ince bir iğne aracılığı ile medaikal karbon dioksit
enjeksiyonundan ibarettir.
Karbondioksit, moleküler adı olarak, bir karbon atomu (C) ve iki oksijen atomu (O), dolayısıyla
CO2'den oluşur. Solunum ya da solunum esnasında tüm insanlar ve hayvanlar tarafından üretilen
görünmez ve kokusuz bir gazdır, insanların aksine bitkiler ve ağaçlar tarafından fotosentez adı verilen
ve büyümelerine yardımcı olan nefes alabilmek için daha fazla oksijen üreten bir süreçte bitkiler
tarafından emilirler.
CO2 gazının vücuttaki kan damarları üzerinde vazodilatör kabiliyeti, diğer bir deyişle kan
damarlarındaki kasları gevşetme, şişme veya genişleme özelliği vardır. Kan damarlarının genişlemesi,
kan basıncında bir miktar düşüşe neden olur ve dokulara oksijen bakımından zengin kan akışına yol
açar.
Karbon dioksitin sağlık üzerindeki olumlu etkileri ilk kez 1930'lu yıllarda Fransa'da, Royal Spaslar'da
karbon dioksit içeren havuzlardaki hastaların yara iyileşmesini hızlandırdığına işaret edince keşfedildi.
Karboksiterapi (karbondioksitin terapötik ve tıbbi kullanımı) 60 yıldan uzun bir süredir tıp camiasında
kullanılmaktadır. 1950'lerde Fransa'da bir bir grup kardiyolog tarafından uzun süre araştırılmış ve
arterlerdeki yağ birikimi problemlerinden kaynaklanan çeşitli kalp damar probremlerine sahip
hastaların tedavi edildiği saptanmıştır.
Daha sonra tedavi, dolaşımın durgun olduğu bilinen selülit sorunları olan hastalara uygulanmış ve
Avrupa'da , Amerika'da ve yaygın olarak ingiltere’ de çeşitli estetik endikasyonlar için yaygın olarak
kullanılmaktadır.
İnsan vücudunda büyüklüğüne bakılmaksızın cildimiz de dahil olmak üzere birçok farklı hücrelerden
oluşmaktadır. Dokularımızı oluşturan bu farklı hücrelerin hepsi farklı işler yapıyor ancak hepsi
oksijene ihtiyaç duyuyor çünkü hücrelerimizin aktif olarak işlevlerini yerine getirebilmesi yani enerji
için oksijne ihtiyaçları var ve hücrelerimiz yaşam enerjisi olan oksijeni kullandığında atık bir ürün
olarak karbondioksit oluşturuyorlar.
Nefes aldığımızda akciğer kılcal damarlarına kadar gelen her oksijen küçük kan damarlarındaki kırmızı
kan hücreleri tarafından alınır. Her kırmızı kan hücresi, akciğerlerden kan damarları yoluyla kalbe
geçen dört oksijen molekülünü taşıyabilir. Kalp atarken, damarlarımızdaki bu kan hücrelerini arterlere
ve vücudun hertrafına ihtiyaç duyulan heryere götüren bir yolculuğa çıkarır. Bazı belirli hücrelerin zor
işi veya hücresel metabolizması nedeniyle oluşan yüksek karbondioksit seviyesine sahip bir alanla
karşılaştıklarında, kırmızı kan hücreleri oksijen moleküllerini atarak bu hücrelerin beslenmesini ve
hayat enerjisini sağlar ve karbondioksiti o bölgeden alarak uzaklaştırır. Daha sonra karbondioksiti
akciğerlere geri götürürler ve ondan kurtulmak için tekrar nefes alırız ve tüm süreç yeniden başlar.

Karanlık göz çevreleri, yara izi ve selülit gibi vücudumuzdaki kusurların kısmen, bu alanlara kan
dolaşımının zayıf olması ve dolayısıyla oksijenin zayıf bir şekilde verilmesinden kaynaklandığı
düşünülmektedir. Karboksiterapinin, oksijenlenmesi az olan bölgelere az miktarda ve kontrollü bir
şekilde karbondioksit gazı enjekte ederek vücudu aldatmasıyla basitçe işe yaradığı söyleniyor; bu
durum, oksijen yüklü alyuvarların bölgeye gönderilmesini artıracak bölgeye ulaşan oksijen miktarını
arttırarak hücreler daha aktif hale gelecek ve bölgeyi gençleştirmek için gereken iyileşmeyi veya yeni
hücre üretimini hızlandıracaktır. 'Atık' karbon dioksiti vücut doğal olarak akciğerler vasıtasıyla
zamanla ortadan kaldıracaktır.
Klinik ortamında yapılan karboksaterapi, mezoterapi tekniğine benzemekle birlikte, minik miktarda
tıbbi formül karbon dioksit gazı, cilt yüzeyinin altına infüzeedilerek uygulanır. İnce bir iğne ile bir dizi
küçük enjeksiyonlar şeklinde gazın kontrollü bir akış ve dozda özel olarak tasarlanmış bir makine ile
iletilmesini sağlayan bir yöntemle uygulanmaktadır.uygulama yapılan bölgeye bağlı olarak, gazın
cildin yüzey katmanları içerisinde küçük bir çıkıntı halinde dolaştığını hissetmek mümkündür. Selülit
tedavisinde, karbon dioksit derinin cilt altı tabakasından daha derine verilmelidir.
Yeni oluşmuş striaların muhtemelen haftada bir kez 2 - 4 hafta tedavi edilmesi gerekebilir, ancak
bazı durumlarda hastalığın şiddetine bağlı olarak tek bir seans yeterli olmaya bilir. Daha eski oturmuş
vakalarda haftalık 3-4 seans ve 4 aylık bir tedaviyi gerektirebilir.
Selülit tedavisinde, CO2'in derinin altına girişi, gazın eşit şekilde dağılmasına ve dokuların içinde
homojen dolaşmasına yardımcı olmak için tedavi manuel masaj ile birleştirilmelidir. Yağ hücreleri ile
temasa ettiğinde vücudun yağ yakma mekanizmasını metabolik bir reaksiyonla uyararak kelimenin
tam anlamıyla onları öldürebileceği iddia edilmektedir. Yağ hücrelerini çevreleyen küçük kan
damarlarındaki vazodilatör etki, lenfatik drenajına neden olan hücreler arasındaki sıvıların ve
toksinlerin birikmesini ortadan kaldırır, oksijen ve kan akışı miktarını arttırır, aynı zamanda daha
derin cilt bölgelerinin elastikiyetini artırır yeni kollajen üretimini teşvik ederek, cildin üst
katmanlarında yenilenmeye yol açar. Bütün bu etkiler sayesinde cildin süzme peynir veya portakal
kabuğu görünümünü azaltır.
Hastalar tedaviden hemen sonra işine geri dönebilir ve normal aktivitelerine devam edebilirler.
Tedavi genellikle ağrısızdır ; ancak bazen tedavi edilen bölgeye bağlı olarak gaz dokulara iletildiğinde
hafif bir rahatsızlık hissedebilir, basınç ya da batma hissi uyandırır.
Tedavi edilen bölgeye bağlı olarak 1-5 gün süren enjeksiyon bölgelerinde küçük şişme, kızarıklık
(vazodilatasyonun neden olduğu) kızarma, morarma ve ağrı olabilir.

Yorum bırakın
TÜM YORUMLAR (0)
Henüz yorum eklenmemiş