Lazer Tedavileri
Candela Gentlelase Pro
Fotona Lazer
Lazer Epilasyon
Saprona Buz Lazer
Deka Karbondioksit Fraksiyonel Lazer
El Yüz Boyun Gençleştirme
Erbium Glass Mikro Fraksiyonel Lazer
Leke ve Dövme Silme Lazeri
Lazerle Kılcal Damar Tedavisi
Lazerle Ayak Tırnak Mantarı Tedavisi
Lazer ile Dövme Sildirme
Palomar Starlux Fraksiyonel Lazer Sistemi
Plazma Teknolojisi
Genital Siğillerde Lazer Tedavisi
Bıçak Jilet Faça İzleri Tedavisi
Stria Cilt Çatlaklarının Tedavisi
Yüz Gençleştirme
Botoks
Dolgu
Ameliyatsız Estetik
Mezoterapi Prp Kök Hücre
Mezoterapi Mezofeeling
Dermaterapi Uygulamaları
Kozmetik Selülit
Kozmetik El Yüz Boyun Gençleştirme
Kök Hücre Transferi
Leke Tedavisi
Kalıcı Medikal Makyaj
Mikroenjeksiyon Lipoliz
Mikroenjeksiyon ile PRP
Melezma & Hamilelik Lekeleri
Peeling Uygulamaları
Somon DNA
Ameliyatsız Yüz ve Boyun Germe
U225 Mezoterapi Tabancası
Bölgesel İncelme
Cilt Bakımı
Göz Çevresi
Ozon Tedavisi
Saç ve Saçlı Deri
Kozmetik Danışmanlık
Teknolojilerimiz
Alex Lazer Epilasyon
Soğuk Lipoliz
Saten Vücut Germe
Deka Karbondioksit Fraksiyonel Lazer
Deka Karbondioksit Fraksiyonel Lazer
Medikal Ozon Tedavisi
U225 Mezoterapi Tabancası
Dermapen
Eyelit Göz Altı Morluk Tedavisi
Fotona Lazer
Leke ve Dövme Silme Lazeri
Plazma Teknolojisi
Saprona Buz Lazer
Erbium Glass Mikro Fraksiyonel Lazer
Syneron Velashape
Bölgesel İncelme
Elektroterapi
Estetik Cerrahi
Genital Estetik
Dermotoloji
Derinin Mantar Hastalıkları
Sedef Hastalığı (Psörizasiz)
Ekzemalar
Saç Dökülmeleri (Alopesi) ve Saç Hastalıkları
Bel Soğukluğu, Frengi (Sifiliz)
Deri Kanserleri
Hamilelik Lekeleri - Gebelikte Cilt Değişiklikleri
İlaç Alerjisi
Akne & Ergenlik Sivilcileri
Cilt Benleri
Sağlıklı Cilt ve Medikal Cilt Bakımı
Seboreik Ekzema & Seboreik Dermatit
Erkek Tipi Saç Dökülmesi Tedavisi
Aşırı Tüylenme (Hirsutizm) ve Tedavisi
Behçet Hastalığı
Saç Biti, Vücut Biti ve Uyuz Tedavisi
Genital Siğil & Cinsel Bölgede Siğil ve Uçuk Tedavisi
Melanom Teşhisi ve Tedavisi
Siğil, Benler ve Et Benleri Lazer Tedavisi
Aşırı Terleme (Hiperhidrosiz) Tedavisi
Rozaeca Gül Hastalığı & Kırmızı Yüz
Göz Cerrahisi
Dental Estetik
Saç Ekimi
Lazer Tedavileri
Candela Gentlelase Pro
Fotona Lazer
Lazer Epilasyon
Saprona Buz Lazer
Deka Karbondioksit Fraksiyonel Lazer
El Yüz Boyun Gençleştirme
Erbium Glass Mikro Fraksiyonel Lazer
Leke ve Dövme Silme Lazeri
Lazerle Kılcal Damar Tedavisi
Lazerle Ayak Tırnak Mantarı Tedavisi
Lazer ile Dövme Sildirme
Palomar Starlux Fraksiyonel Lazer Sistemi
Plazma Teknolojisi
Genital Siğillerde Lazer Tedavisi
Bıçak Jilet Faça İzleri Tedavisi
Stria Cilt Çatlaklarının Tedavisi
Yüz Gençleştirme
Botoks
Dolgu
Ameliyatsız Estetik
Mezoterapi Prp Kök Hücre
Mezoterapi Mezofeeling
Dermaterapi Uygulamaları
Kozmetik Selülit
Kozmetik El Yüz Boyun Gençleştirme
Kök Hücre Transferi
Leke Tedavisi
Kalıcı Medikal Makyaj
Mikroenjeksiyon Lipoliz
Mikroenjeksiyon ile PRP
Melezma & Hamilelik Lekeleri
Peeling Uygulamaları
Somon DNA
Ameliyatsız Yüz ve Boyun Germe
U225 Mezoterapi Tabancası
Bölgesel İncelme
Cilt Bakımı
Göz Çevresi
Ozon Tedavisi
Saç ve Saçlı Deri
Kozmetik Danışmanlık
Teknolojilerimiz
Alex Lazer Epilasyon
Soğuk Lipoliz
Saten Vücut Germe
Deka Karbondioksit Fraksiyonel Lazer
Deka Karbondioksit Fraksiyonel Lazer
Medikal Ozon Tedavisi
U225 Mezoterapi Tabancası
Dermapen
Eyelit Göz Altı Morluk Tedavisi
Fotona Lazer
Leke ve Dövme Silme Lazeri
Plazma Teknolojisi
Saprona Buz Lazer
Erbium Glass Mikro Fraksiyonel Lazer
Syneron Velashape
Bölgesel İncelme
Elektroterapi
Estetik Cerrahi
Genital Estetik
Dermotoloji
Derinin Mantar Hastalıkları
Sedef Hastalığı (Psörizasiz)
Ekzemalar
Saç Dökülmeleri (Alopesi) ve Saç Hastalıkları
Bel Soğukluğu, Frengi (Sifiliz)
Deri Kanserleri
Hamilelik Lekeleri - Gebelikte Cilt Değişiklikleri
İlaç Alerjisi
Akne & Ergenlik Sivilcileri
Cilt Benleri
Sağlıklı Cilt ve Medikal Cilt Bakımı
Seboreik Ekzema & Seboreik Dermatit
Erkek Tipi Saç Dökülmesi Tedavisi
Aşırı Tüylenme (Hirsutizm) ve Tedavisi
Behçet Hastalığı
Saç Biti, Vücut Biti ve Uyuz Tedavisi
Genital Siğil & Cinsel Bölgede Siğil ve Uçuk Tedavisi
Melanom Teşhisi ve Tedavisi
Siğil, Benler ve Et Benleri Lazer Tedavisi
Aşırı Terleme (Hiperhidrosiz) Tedavisi
Rozaeca Gül Hastalığı & Kırmızı Yüz
Göz Cerrahisi
Dental Estetik
Saç Ekimi
DERİNİN MANTAR HASTALIKLARI
Yüzeyel ve derin mantar enfeksiyonları olmak üzere başlıca iki gruba ayrılmaktadır. En sık görülen
şekli yüzeyel mantar enfeksiyonlarıdır. Tüm vücutta derinin olduğu her lokalizasyonda görülebildiği
gibi bazı mantar enfeksiyonları belli yaş gruplarında ve spesifik deri bölgelerinde görülebilirler.
Derinin yüzeyel mantar infeksiyonlarına üç cins dermatofit neden olur: Trichophyton, Microsporum
ve Epidermophyton. Daha az sıklıkta nondermatofit mantarlar (örn. Malasseezia furfur) ve kandida
türleri yüzeyel deri infeksiyonu etkenleri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Epidermis dediğimiz derinin en üst tabakası, saç, tırnak gibi keratinize dokuların yüzeyel mantar
infeksiyonlarına dermatofitozis adı verilir . Dermatofitozis tutulan vücut bölgesine ( tinea capitis,
tinea corporis vb.) göre isimlendirilir. Dermatofitlerde saç fırçası, şapka vb. aracılıyla indirekt yayılım
söz konusudur . Derinin mantar infeksiyonları toplumda oldukça sık görülür. Tüm dünyada en sık
rastlanan cilt hastalıkları arasında ikinci sırada yer almaktadır. Bireylerin hayatları boyunca mantar
enfeksiyonuna yakalanma oranı %10–20 olarak tahmin edilmektedir . ileri yaş, erkek cinsiyet, kötü
hijyen, yurtta kalma, annede düşük eğitim düzeyi, ailede dermatofitozis öyküsü ve düşük sağlık
koşulları,bağışıklık sistem bozuklukları dermatofitoz infeksiyonlarıyla ilişkili bağımsız birer değişken
olarak tanımlanmıştır . yüzeyel mantar enfeksiyonları saç sakal,ağız ve burun kenarları boyun koltuk
altı meme altı genital bölge tırnak başta olmak üzere derinin her lokalizasyonunda görülebilir.
Dermatofit infeksiyonlarında tanı yöntemleri :
Potasyum hidroksit (KOH) mikroskopi
Wood ışığı
Mantar kültürü
Deri veya tırnak biyopsi
Bazı mantar enfeksiyonları cilt yüzeyine uygulanan topikal ajanlarla tedavi edilebildiği gibi dirençli ve
kompleks mantar enfeksiyonları hastane koşullarında ciddi takip ve tedavi gerektiren klinik
varyasyonlar şeklinde karşımıza çıkabilirler.
Özel Gaziosmanpaşa Hastanesi Dermatoloji kliniği cildinizde mantar enfeksiyonu oluşmaması için
yapmanız gerekenler konusunda koruyucu önlemler almanızı eğer cildinizde mantar enfeksiyonu
oluşmuş ise kesin tanı tedavi ve takip süreçlerinde en üst seviyede sağlık hizmeti sunmaktadır.
SEDEF HASTALIĞI (PSÖRİAZİS)
Psoriasis, sınırları keskin eritemli-skuamlı (kızarıklık ve pullanmalar) plaklarla karakterize, kronik,
inflamatuar bir hastalıktır. Normal bireylerde ortalama %1-3 oranında görülmektedir. Hastalığın
yaşam boyu sürmesi, kesin tedavisinin olmaması yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemekte ve
hastalar uzun süre ilaç kullanmak zorunda olduklarından tedaviye uyumları da azalabilmektedir. Bu
nedenle sedef hastasının tedavi ve takibi çok önemlidir .
Klinik tipe, hastalığın şiddetine, süresine, önceki tedaviler ve yanıtına göre değişebilmektedir.
Lezyonların lokalizasyonu, tipi, yaygınlığı şiddeti önemlidir. Bunun yanında hastanın kişisel özellikleri,
aile öyküsü, tetikleyici faktörlerin varlığı, eşlik eden hastalıklar, eklem tutulumu, hastanın psikososyal
durumu, beklentileri büyük önem taşımaktadır. Hastaya uygulanacak tedaviyi belirlemede en önemli
kriter hastalığın şiddetidir. Sedef hastalığının şiddetini belirlemede kullanılabilecek en basit yöntem
lezyonun “Vücut Yüzey Alanı” na oranıdır. Bu kritere göre %3’lük bir tutulum varsa hastalık hafif, %3-
10’luk tutulum orta, %10 ve daha fazla tutulum şiddetli olarak kabul edilir. Şiddetin belirlenmesinde
hastanın günlük yaşamındaki olumsuzluklar, iş göremezlik, anatomik lokalizasyon da dikkate alınması
gerektiğinden Vücut Yüzey Alanı oranı her zaman yeterli olamayabilir.
Sedef hastalarının tedavisi:
Sedef hastalarının klinik şiddeti, yaşı, cinsiyeti, hastalığın yaygınlığı, süresi, eşlik eden hastalıkların
varlığı, beraberinde eklem tutulumun olup olmaması tedavi seçeneklerini değiştirmekle beraber çoğu
hastalar deri yüzeyine uygulanan topikal ajanlara iyi sonuç vermektedirler.
Yüzeyel lokal tedaviler
Sistemik tedaviler
Fototerapi ( Dar Band UVB - PUVA )
Özel Gaziosmanpaşa hastanesinde sedef hastalarının tedavilerinde kullanılan fototerapi ile kesin
sonuç alabilirsiniz. Dar Band UVB (311-313 nm) denilen PUVA tedavisi hücrelerin çoğalmasını
sağlayan fonksiyonları baskılayarak etki etmektedir. Bu sayede hastalarımızın çoğu yoğun ve ağır
sistemik tedaviye ihtiyaç duyulmadan tedavi edilebilmektedir.
EKZEMALAR
Ekzema, dışarıdan gelen veya içten kaynaklanan bazı faktörlerin tetiklemesine bağlı deride oluşan
ödem, kaşıntı, sulantı, kızarıklık, kepeklenme ve kümelenmiş papüloveziküllerle karakterize bir
hastalıktır. Ekzema terimi köpürmek, kaynayarak dışarı çıkmak anlamına gelen yunanca “ekzein”
kelimesinden türemiştir. Burada derideki su kabarcıklarının yüzeye açılmasıyla kaynayan bir sudaki
hava kabarcıklarının yüzeye çıkmasının benzerliği kastedilmiştir. Ekzema, “mayasıl” ve “dermatit” gibi
isimlerle de anılmaktadır. Dermatit ve ekzema klinik tanıları sıklıkla birbirinin yerine kullanılsa da
dermatit terimi derinin yüzeyel tabakasının inflamasyonla birlikte olan tüm klinik tabloları içine alır.
Akut seyirli, hızla gerileyen derinin yüzeyel tabakasının inflamasyon için dermatit terimi, kronik seyirli
ve kendiliğinden gerileme eğilimi daha az olan inflamasyonda ise ekzema ya da ekzematöz dermatit
terimi tercih edilmektedir. Ekzema tüm dermatolojik hastalıklar içerisinde %15-25 ile ilk sırada
görülen yaygın bir hastalıktır. Ekzema erken evrede genellikle belirgin küçük grupe veziküller içeren
kırmızı ödemli plak şeklinde kendini gösterir. Subakut evrede, skuamlı veya kabuklu eritematöz
plaklar vardır. Takip eden süreçte bu lezyonlar kuru gri pullar ile kaplanır veya likenifiye olur. Birçok
ekzematöz reaksiyonda şiddetli kaşıntı en belirgin semptomdur. Kaşıntı özellikle geceleri, fiziksel
aktivitelerde ve sıcak ortamda daha belirgindir.
Ekzema çeşitleri:
İrritan kontakt dermatit
Akut irritan kontakt dermatit
Kronik kümülatif irritan kontakt dermatit
Diaper dermatit
Pitiriyazis simpleks
Asteatotik ekzema
İntertrijinöz ekzema
El ve ayağın hiperkeratotik ekzeması
Allerjik kontakt dermatit
Fotodermatit
Atopik ekzema
Seboreik ekzema
Numuler ekzema
Gravitasyonel ekzema
Dizhidrotik ekzema
Ekzemalarda klinik bulgular :
Kaşıntı
Çocuklarda yüz bölgesi, el kol ve bacakları iç yüzlerinin tutulması
Erişkinlerde fleksural likenifikasyon
Kişisel veya ailesel atopi hikayesi (astım, alerjik rinit, atopik dermatit)
Kserozis
İhtiyoz
avuç çizgilerinde artma
keratozis pilaris
IgE reaktivitesi (Tip I aşırı duyarlılık reaksiyonları prick test pozitifliği)
Serum IgE düzeyinde artış
Erken başlangıç yaşı
Deri enfeksiyonlarına eğilimin artması (S.aureus ve H. Simplex infeksiyonları)
Nonspesifik el veya ayak dermatitlerine eğilim
Meme başı ekzeması
Keilitis
Rekürren konjonktivitis
Dennie-Morgan (alt göz kapağı) çizgisi
Keratokonus
Anterior subkapsüler katarakt
Orbita renginin koyulaşması
Yüzde donukluk, yüzde eritem
Pitriyazis alba
Terlemeye bağlı kaşıntı
Yün ve lipid çözücülere intolerans
Gıda intoleransı
Beyaz dermografizm
Emosyonel ve çevresel faktörlerin ekzemayı şiddetlendirmesi
Folikül çevrelerinin belirginleşmesi
Özel Gaziosmanpaşa Hastanesi dermatoloji kliniğinde bilgisayarlı dermatoskop ile ekzama
hastalarının klinik takipleri yapılmakta ve tedaviye cevapları belirli periyotlarla izlenmektedir. Bu
sayede hastaların güvenli ve hızlı bir şekilde sağlıklarına kavuşturulması hedeflenmiştir. Ayrıca bir çok
ekzamanın sebebi olan alerjik ajanlara yönelik deri ve kan testleri ile hastalığın kaynağına yönelik tanı
ve tedavi şemaları başarıyla uygulanmaktadır.
SAÇ DÖKÜLMELERİ ( ALOPESİ) ve SAÇ HASTALIKLARI
Saç dökülmelerinin nedenlerini :
Genetik yatkınlık
Kıl follikül gelişimi bozuklukları
Sistemik hastalıklar ve bağışıklık sistemi bozuklukları
Hormonal bozukluklar
Saçlı deri hastalıkları
İlaçlar
Normalde, erişkinde günde 50-100 adet istirahat dönemindeki saç tarama, yıkanma veya çekmeye
bağlı olarak dökülür. Bu dökülmeler 2 aya kadar sürebilir ve yılda 3 kez siklik olarak tekrarlar. Saç
dökülme süresinin 2 ayı alması patolojik bir süreç olup, bazı incelemelerin yapılmasını gerektirir
Özel Gaziosmanpaşa hastanesi dermatoloji kliniğinde bilgisayarlı saç ve saçlı deri analizi ile saç kaybı
sebepleri araştırılmakta, her bir hastaya özel altta yatan probremleri ortaya çıkarmak ve PUVA , PRP,
mezoterapi saç ekimi dahil bir çok alternatif ve modern tedavi yöntemlerini multidisipliner bir
yaklaşımla hastalara sunmaktadır.
BEL SOĞUKLUĞU, FRENGİ (SİFİLİZ)
Sifiliz, sadece insanda hastalık yapan Treponema pallidum subsp. pallidum‟un etken olduğu sistemik
bir enfeksiyon hastalıktır. Başlıca cinsel yolla bulaşır. Ayrıca anneden bebeğe ya da kan transfüzyonu
ile de bulaşabilir. Tedavi edilmediği durumlarda ileri evreleri söz konusudur . Sifiliz, cinsel yolla
bulaşması nedeniyle halk sağlığını yakından ilgilendirmektedir. Enfeksiyöz evrelerde olguların erken
tanısı ve tedavisi ile hastalığın yayılması azaltılabildiği için kontrol programlarında laboratuvar tanısı
önem kazanmaktadır. Hastalığın mikrobiyolojik tanısında etkenin mikroskopik olarak gösterilmesi
mümkün olmakla birlikte, tanıda sıklıkla serolojik testler kullanılır. Sifiliz hastalığının son 30 yılda tüm
dünyada görülme sıklığında artış olmuş ve 2000‟li yıllarda halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmiştir.
Sifiliz ülkemizde bildirimi zorunlu bir hastalıktır. Cinsel yolla bulaşan diğer enfeksiyonlar için de geçerli
olduğu gibi; sifilizin toplumda yayılma eğilimi HIV‟in yayılma eğiliminin bir göstergesi olarak kabul
edilmektedir.
Klinik bulgular birincil, ikincil, üçüncül ve konjenital evrelerine göre değişir.birincil evrede; sıklıkla
genital bölgede, genellikle tek ve ağrısız ülser vardır ve lokal lenf bezlerinde büyüme ile birliktedir.
İkincil evrede; vücutta yaygın döküntüler (el ve ayak tabanları dahil olmak üzere), kondiloma,
alopesi, lenf bezi büyümeleri, fokal nörolojik bozukluklar görülebilir. Üçüncül evrede; karaciğer, cilt,
kemik ve diğer organları tutan iltihabi lezyonlar; ayak bozuklukları, genel his kaybı gibi nörosifiliz
tablosu; aort anevrizması, aort kapak yetmezliği veya kardiyovasküler bozukluklara rastlanabilir.
Latent dönem; klinik olarak bulguların ortadan kalktığı asemptomatik dönemdir, sadece kan
testlerinde hastalığın tespit edilebildiği dönemdir. Erken (ilk 1 yıl) ve geç (1 yıldan sonra) olmak üzere
iki dönemdir. Doğumsal ( Konjenital) sifiliz; asemptomatik olabildiği gibi ölümle de sonuçlanabilir.
Erken dönemde düşük, erken doğum, beyin iltihabıt, yaygın cilt döküntüleri, karaciğer bozukluğu,
organ yetmezlikleri, uzun kemiklerde enfeksiyon, diş anormallikleri, keratit, işitme kaybı olabilir.
Sifiliz hastalığının tanısında klinik bulguların yanında ;
Mikroskopik inceleme - (Karanlık alan mikroskopisi)
Direkt Floresan Antikor Testi (DFA-TP)
Seroloji k testler: VDRL, RPR ,TPHA, TPPA, FTA-ABS, FTA-ABS IgM, Western blotting
PCR testleri kullanılmaktadır
DERİ KANSERLERİ
Melanom dışı deri kanser çeşitleri :
Bazal Hücreli Karsinom (BHK): Derideki bazal hücrelerden gelişen, en sık karşılaşılan ama en az
tehlikeli olan deri kanseridir.
Skuamöz Hücreli Karsinom (SHK): Derideki keratinositlerden gelişen ikinci sıklıkla görülen deri
kanseridir.
Aktinik Keratoz (AK): SHK gelişiminden önceki basamak olarak kabul edilir ve SHK’e dönüşme
potansiyeli vardır.
Deri kanserleri görünümleri ve özellikleri :
Bazal hücreli karsinom: En çok güneşe maruz kalan deri bölgelerinde görülür. Genelde küçük, kırmızı
veya deri renginde, parlak kenarlı bir kabartı gibi belirir ve ilerleyen zamanda deride tekrarlayan
sıyrılma, yara, kanama ve kabuklanmalar olur. Yavaş büyürler ve vücudun diğer yerlerine hemen hiç
yayılmazlar ancak tedavi edilmezlerse derin bir yaraya dönüşerek alttaki dokulara zarar verebilirler.
Squamoz (yassı ) hücreli karsinom: Sıklıkla baş ve boyunda görülür ve özellikle kulak, dudak ve eller ile
kolların arka yüzünde gelişme eğilimindedir. BHK’lara benzeyebilir ancak daha kabarık ve
kabukludurlar. Bu deri kanseri BHK’a göre daha riskli olup lenf nodlarına ve diğer organlara yayılabilir
ve ölümle sonuçlanabilir.
Aktinik Keratoz: Çoğunlukla lezyonlar güneşe maruz kalan bölgelerde, en sık yüz ve el sırtlarında
görülür. Sert yüzeyli, üzeri pürtüklü hissedebilen küçük pembe, kırmızı ya da kahverengi lekeler
şeklindedir. SHK’ya dönüşme potansiyeli nedeniyle tedavi edilmesi gerekir. Bu kanserler ilerleyen
yaşla birlikte daha sık görülür. Açık tenli kişilerde daha fazla oluşur, bunlar sürekli yanan ama
bronzlaşmayan kişilerdir. En önemli risk faktörü zararlı güneş ışınlarıdır. Güneşten en çok
etkilenenlerin başında çocuklar gelir. Özellikle çocukluğunda çil öyküsü olan ya da sık veya şiddetli
güneşe maruz kalan çocuklarda, erişkin çağda deri kanseri gelişme riski daha fazladır. Ailede veya
kendisinde deri kanseri öyküsü bulunan kişilerde de risk daha fazladır. Güneş altında uzun süre vakit
geçirenler (iş, hobi, vs); yaz tatillerinde uzun süre güneş banyoları ve solaryuma gidenlerde de risk
fazladır. Bağışıklık sistemi zayıflamış olanlar; organ nakli yapılmış kişiler; bazı kalıtsal hastalığı
olanlarda (albinizm, kseroderma pigmentozum, Gorlin Sendromu gibi) da deri kanseri gelişme riski
daha çoktur.
Deri kanserlerinde erken tanı kesin tedavinin ilk ve en önemli adımıdır. Derideki görülebilen bazı
değişiklikler kanser açısından uyarıcı olabilir. Deri üzerinde zaman zaman açılıp kapanan bir yara ya da
kabarıklık deri kanseri belirtisi olabilir. Buna kaşınma, akıntı, kanama ve kabuklanma eşlik edebilir.
Derideki bir kabartı veya lekenin büyümesi, şeklinde yada renginde değişiklik olması durumunda veya
iyileşmeyen yaralarda cilt hastalıkları uzmanına muayene olunmalıdır. Uzman hekim klinik
muayenenin yanısıra deri lezyonlarındaki değişiklikleri daha ayrıntılı olarak gösterebilen ve deri
kanserleri tanısını daha kolay hale getiren dermoskopik inceleme (bilgisayarlı ya da el cihazı) ile erken
tanıya ulaşabilir.
Bilgisayarlı Dermoskopik inceleme derinin Bilgisayarlı Dermoskop adı verilen bir cihazla incelenmesi
yöntemidir. Dermoskop, özel ışık sistemi olan bir büyüteç gibi düşünülebilir. Bu cihaz bir bilgisayara
bağlı olarak çalışır ve alınan görüntüleri depolama özelliği vardır. Böylece hekim derinin üst
tabakalarını detaylı görebilmekte önceki görüntüleri ile karşılaştırma yapabilmekte böylece daha
kolay ve doğru tanı koyabilmektedir. Hastaların uzun süren klinik takipleri kolaylıkla
yapılabilmektedir. Kanserli alanın boyut derinlik hacim gibi fiziksel özellikleri yanı sıra yayılım ve
büyüme davranışlarıda mikroskopik düzeyde ve ayrıntılı olarak değerlendirilmektedir Bilgisayarlı
dermatoskop sayesinde deri kanserlerinin tanı, tedavi ve ameliyatları sonrası takipleride güvenle
yapılmaktadır.
Deri kanserlerinde birinci tedavi seçeneği cerrahi tedavi yani kanserli kısmın ameliyat ile
çıkarılmasıdır. Kanser cerrahisinde birinci amaç kanserli kısımların tamamının çıkarılabilmesidir.
Bunun yanında elektrokoterizasyon ve küretaj, kriyoterapi, fotodinamik tedavi, topikal kremler
(İmiquimod, 5- florourasil gibi) de kullanılabilir. Eğer cerrahi olarak çıkarılabilmesi mümkün
olmayacak kadar genişlemiş ya da kontrol edilemeyecek şekilde diğer bölgelere ya da organlara
yayılım olmuşsa, radyoterapi (ışın tedavisi) ve kemoterapi (ilaç tedavisi) gibi diğer yöntemlere
başvurulur. Ayrıca alternatif tedavi yöntemleri de uygulanabilir.
HAMİLELİK LEKELERİ
GEBELİKTE CİLT DEĞİŞİKLİKLERİ
Gebelik süresince önemli ve karmaşık bir takım bağışıklık, metabolik, hormonal ve vasküler
değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler gebenin derisinde fizyolojik ve patolojik bir takım süreçler
başlatır. Gebelik süresince oldukça yaygın olarak ortaya çıkan derideki değişlimler, bazen anne
adaylarında ciddi sinirsel bozukluklara yol açabilir. Gebelikte ortaya çıkan cilt değişiklikleri döllenmiş
yumurtanın rahim içine yerleşmesiyle başlar lohusalık dönemine kadar devam eder ve hormonal
değişikliklere paralel seyir izler.
Gebelikte görülen değişiklikler:
Lekeler ve Pigmentasyon Değişiklikleri; En sık görüleni deride kahverengi lekeler
(hiperpigmentasyon) ve melazmadır. Pigmentasyon artışında ve lekenmelerden primer olarak
östrojen ve progesteron hormonları sorumludur Birçok kadın gebelik süresince deri renginde yaygın
koyulaşma oldu¤unu ifade eder. Bu değişim, koyu saçlılarda açık renk saçı olanlara göre daha
belirgindir. Pigmente olan areola, meme uçları, genital ve aksiller bölge daha koyu görünüm alır.
Gelişen leke ve pigmentasyon doğum sonrası geriler ama tamamen gebelik öncesi duruma dönmesi
beklenmez. Yüzde maske benzeri pigmentasyon ile karakterize melazma, gebelerin %50’sinden
fazlasında gelişmektedir. Genellikle koyu tenlilerde ve gebeliğin ikinci yarısında ortaya çıkmaktadır.
Yüzde; simetrik yerleşimli, düzensiz ve keskin pigmentasyon şleklindedir. Melazma, doğum
sonrasında tamamen geriler, bazen de kalıcı olabilir. Sonraki gebeliklerde veya doğum kontrol hapı
kullananlarda tekrarlayabilir. Ultraviyole veya görünür ışık melazmayı şiddetlendirebilir veya kalıcı
olmasına neden olabilir.
Kıl değişiklikleri; Gebe kadınların hemen hepsinde değişik derecelerde hirsutizm dediğimiz aşırı
kıllanma gelişir. Çoğunlukla yüz, pubik bölge ve daha az olarak ekstremite ve sırtta görülür. Bu aşırı kıl
gelişimi gebeliğe bağlı endokrin değişiklikler sonucu meydana gelmektedir. Birçok kadın gebelik
süresince saçlarının gürleştiğini ifade eder. Bu durumun, saçlı deride uzamış anajen faza bağlı olduğu
ileri sürülmektedir. Doğumdan sonrasında ise çok sayıda kıl telojen faza geçer ve yaygın saç kaybıyla
sonuçlanır. Bu dökülme genellikle 1-5 ay sürer1 . Gebelikde gelişen kıl değişikliklerinden biride erkek
tip androjenik alopesiyi andırır bu durum, doğum sonrasında eski hale dönmeyebilir. Ayrıca bazı
kadınlarda gebeliğin ilerleyen dönemlerinde saç tellerinde genel bir incelme görülebilir.
Tırnak değişiklikleri ; Gebe kadınlarda tırnak cisminde kırılganlık, ters oluklanma, tırnak ucu veya
kökünde kalınlaşma görülebilmektedir. Ayrıca, tırnak uzama hızı bu dönemde artmıştır.
Salgı bezlerindeki değişiklikler; Gebelik sürecinde ter ve yağ bezlerde fonksiyon artışı görülürken, ter
bezlerde fonksiyon azalması gözlenmektedir. El içi ayak tabanında terleme azalmasına karşın,
gebelikte ekrin ter bezi aktivitesinde belirgin bir artış söz konusudur
Bağ Doku Değişiklikleri En yaygın görülen bağ doku değişikliği karın kalça popo bölgesi meme
bölgesinde görülen çatlaklıklardır. Gebe kadınların yaklaşık %90 ında ve gebeliğin 6-7 . aylarında
görülmeye başlar . Gebelik sonrası cilt ve ciltaltı dokunun kendini kısmen toparlamasıyla birlikte
azalmış gibi görünse de çatlaklar müdahale edilmedikçe asla ortadan kalkmazlar. Cilt sarkmaları
çatlaklar ve ameliyat izlerinde son derece başarılı medikal uygulamalar yanı sıra özel Gaziosmanpaşa
hastanesi olarak ileri teknoloji ürünü lazer cihazları kullanarak hastalarımıza yardımcı olmaktayız.
Damarsal (Vasküler) Değişiklikler ; Gebelikte oluşan damarsal değişikliklerden yüksek düzeyde artmış
östrojen ve tiroid hormonları sorumlu tutulmaktadır. Yüzeyel kızarıklık , Spider anjiyom , avuç içi
kızarıklıkları, Hemanjiyom, Varisler, Hemoroid, Ödem, damar-sinir paketi bozuklukları ,Purpura gibi
damar genişlemeleri, kılcal damarlarda artış ve kızarıklık sıcak-soğuk basması küçük kırmızı renkli
lezyonlar gibi değişiklikler en sık görülenlerdir. Vasküler değişikliklerin bir çoğu doğum sonrası kalıcı
olabilmekte ve 4-6 mm genişliğine kadar olan bu lezyonların çoğu 1064 nm lik dalga boyuna sahip
lazer cihazları ile uygun doz ve sürelerde uygulandığında tedavi edilebilmektedirler.
İLAÇ ALLERJİSİ
İlaç alerjisi ilaçların yan etkileri veya istenmeyen etkileri arasında başı çekmektedir. İlaçların Yan
etkilerinin, bir ilacın proflaksi yani tedavi edebilen dozu, tanı ve ya tedavi amacıyla kullanımı sonucu
gözlenen istenmeyen-zararlı etkileri olarak tanımlamıştır. Her ilaç kişiden kişiye değişmek üzere az
veya çok oranda zararlı (toksik) etki oluşturur. Bütün toksik (zehirli) reaksiyonları yaklaşık %15 ini ilaç
alerjileri oluşturur. Allerjik reaksiyonlar kişinin ilacı ilk kez kullanmasında ortaya çıkar diye bir kural
yoktur ilaç alındıktan 7-15 günlük bir süre içinde vücut ilaca karşı antikor üretir ve duyarlı hale gelir.
İlacın tekrar alınması durumunda alerjik reaksiyon hassas kılınmış kişilerde görülebilir. Ancak kişi
bazen ilacı, metabolitlerini bileşenlerini veya benzer yapıdaki bir maddeyi farkında olmadan (örneğin
yiyecek içecekler ) almış ve duyarlı hale gelmiş olabilir.
Allerjik reaksiyon ilacın dozuyla ilişkili değildir
İlaç dozuna bağlı olarak gelişen yalın toksik etki artarken ilaç reaksiyonu doza bağımlı değildir.
İlaç alerjilerinde belirtilerin niteliği kişisel değişkenlikler gösterebilir. Kan tablosu ve cilt ile ilgili bazı
belirtiler (örneğin kaşıntı, ürtiker, anjioödem, çeşitli damarsal lezyonlar ve kanda alerji belirtisi olan
hücrelerin artışı reaksiyonun alerjik nitelikte olduğunu gösterir.
İlacın yapısı, dozu, ilacın veriliş yolu, ilaca maruz kalma şekli, yaş, cinsiyet, atopik cilt gibi alerjik zemin,
kişinin geçmişi, kişinin kronik hastalıkları alerjik reaksiyonunun klinik özelliklerini değiştiren başlıca
faktörlerdir.
İlaç alerjilerinde ; Sistemik anaflaksi dediğimiz vücudun tamamını ilgilendiren bir reaksiyon, solunum
yollarını daraltan bronkospazm, anjiyoödem ve deri üzerinde şişlik kızarıklık kaşıntı ile karakterize
ürtiker plakları şeklinde belirtilere sebep olabilir.
İlaç alerjileri acil müdahale gerektiren hastanede yoğun bakım koşullarında tedavi ve bakıma ihtiyaç
duyulan tedavilerle ayaktan oral olarak poliklinik koşullarında basitçe tedavi edilebilen geniş bir klinik
yelpazeye sahiptir. Mutlaka ilgili uzmanlık alanlarındaki doktorlar tarafından tedavi edilmeleri gerekir.
AKNE ERGENLİK SİVİLCELERİ
Yüz, boyun, sırt ve gövdede yer alan, yağ bezlerinin aşırı aktivitesinden kaynaklanan, zaman zaman içi
iltihaplı olabilen sivilcelerdir. Ergenlik döneminde en sık görülen cilt hastalığıdır. 12- 20 yaşları
arasındaki bireylerin yaklaşık %45’ında görülür. Oluşumunda birçok faktör rol oynar. Genetik olarak
yatkın kişilerde yağ salgısının deri dışına atıldığı kıl-yağ bezi kanalında kalınlaşma ve buradaki
hücrelerin yapışkanlığından dolayı kanalın tıkanmaya meyilli olması önemli bir faktördür. Diğer
faktörler ergenlik döneminde artan yağ salgısının ( sebum) bu kanalda birikerek komedon adı verilen
siyah ya da beyaz noktaları oluşturmasıdır. Gözeneklerin tıkanmasında genetik faktörler kadar fiziksel
faktörler de rol oynar. Fiziksel faktörler arasında sürülen yağlı kremler, sıcak hava, terleme artışı,
makyaj ve uygun cilt temizleyicilerin kullanılmaması sayılabilir. Akneye yol açan diğer sebepler
arasında ise; bu tıkanan gözeneklerdeki sebuma bakterilerin yerleşmesi ve burada bir inflamasyona
neden olması gelir. Bu şekilde oluşan akneli ciltte kızarıklık ve iltihaplanmış sivilceler görülebilir.
Yüksek glisemik indeksi olan gıdalar; patates, beyaz ekmek, beyaz pirinç, beyaz şeker, işlenmiş meyve
suları, muz (olgun), karpuz, krakerler, mısır cipsi ve mısır gevreğidir. Bunun dışında bazı hastalar
çekirdek, yağda kızartma, çikolata gibi yağlı, kalori değeri yüksek ve hemen kana karışan gıdaları
tükettikten sonra akne şiddetinde bir artma olduğunu söylemektedirler, bu hastaların akne
şikayetini arttırdığını düşündüğü bu tip gıdalardan uzak kalmasında fayda vardır.
Eğer bayan hastada akne ergenlik döneminde olmadığı halde ileri yaşta başlıyorsa, beraberinde adet
düzensizliği, kilo vermede zorlanma, çene, karın, sırt ve meme başı çevresinde aşırı kıllanma
şikayetlerinden bir veya birkaçı varsa hormon bozukluğu açısından değerlendirilmesi gerekir. Bu
hastalarda özellikle yumurtalık kisti, yani polikistik over hastalığından şüphelenilir. Bu hastalıkta
sivilce şikayeti oldukça dirençlidir. Adet dönemlerinde çoğu kadında akne şikayeti olabilir bu durum
hormonların neden olduğu doğal bir süreç olup bir hastalık belirtisi değildir. Ayrıca gebelikte de
hormonların etkisiyle akne şiddetlenebilmektedir
Akneyi sıkmak, oynamak kesinlikle önerilmez . Bazı akne tiplerinde ancak doktor gözetiminde akne
lezyonları boşaltılabilir. Kurcalanan aknede iltihap yayılabileceği gibi iz kalma riski de artar.
Akne tedavisi hastalığın şiddetine yerine ve yaygınlığına bağlı değişmekle beraber . Hafif aknelerde
sadece yıkama ürünleri ve kremler yeterli olabilirken orta-ağır aknede ve hormonal aknede ağızdan
hap kullanımı gerekir. Bu haplar arasında en çok kullanılanlar antibiyotikler, A vitamini türevi ilaçlar
ve doğum kontrol ilaçlarıdır, fakat bunlar doktor gözetiminde ve kontrolünde uygulanmalıdır. Bunun
dışında lazer tedavisi, kimyasal cilt soyma (peeling), deri içine iğneyle ilaç verilmesi de kullanılan
yöntemler arasındadır. Unutulmaması gereken her hasta birbirinden farklıdır ve her hastanın tedavisi
ayrıdır.
Akne (sivilce ) tedavisi ve öneriler ;
Hastalara deriyi temizleyecek çok sayıda temizleyici kozmetolojik ürünler, gül suyu, soda ve sabunlar
cildi desteklemek için önerilmektedir.
Komedolitikler dediğimiz komdon çözücüler (azelaik asit, retinoik asit, benzoil peroksit, salisilik asit
vb), çeşitli antibiyotikler (tetrasiklin, nadifloksasin, klindamisin, sodyum sulfasetamid, azitromisin)
veya bunların kombinasyonları doktor gözetiminde önerilmekte ve belli bir süre kullanılmaktadır.
Ağır ve uzun süren diğer yöntemlerle tedavi edilemeyen olgular sistemik tedavilerle tedavi
edilmektedir. Bu tedaviler antibiyotikler (azitromisin, tetrasiklin) ve vitamin A derivesi olan
izotretinoin tedavisidir. Bu ilaçların da ne kadar kullanılacağına dermatolog karar vermelidir.
İzotretinoin Tedavisi: İzotretinoin (Roaccutane®, Zoretanin®, Aknetrent®) tedavisi piyasada bilinen
tüm akne formlarına etkili olan tek tedavidir. Tedaviden sonra pek çok hastada kesin çözüm
sağlamakta, daha sonra lezyonların tekrarlamasını azaltmaktadır. Diğer tüm tedavilerden sonra
rekürens veya relaps dediğimiz hastalığın tekrarlaması görülürken izotretinoin tedavisinden sonra çok
daha az hastada tekrarlamaktadır. Bu tedavi çok etkili olmasına rağmen çeşitli yan etkileri de
olabileceğinden mutlaka dermatoloji uzmanı tarafından takip edilmelidir. Doğurganlık yaşında olan
bayanların en az iki korunma yöntemiyle korunmaları önerilmektedir. Tedavi öncesi mutlaka gebelik
testi yaptırılmalıdır, tedavi boyunca gebelik testi yapılması istenebilir. Tedaviyi kestikten 2 ay sonra
gebe kalınabilir.
Akne (sivilce ) ve akne izi tedavisinde lazer kullanımı: Gerek aktif akne gerek aknenin iyileştikten
sonra ciltte bıraktığı izlerin tedavisinde şeçitl ışık tedavileri ve ya lazer tedavileri kullanılmaya
başlanmıştır. Bu amaçla KTP (potassium titanyl phosphate) lazer, 585 ve 595-nm pulsed dye lazer,
diod lazer, radyofrekans ve fototerapi ile ilgili yapılan çalışmalar bulunmaktadır. Özellikle akne
skarlarının tedavisinde ablatif (deriyi soyarak tedavi eden) ve nonablatif (deriyi soymadan
uygulanılan) lazerler başarıyla uygulanmaktadır.
Akne kronik olması, psikolojik stres oluşturması, tedavi edilmeyince kalıcı izler bırakabilmesi
nedeniyle tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Eşlik eden farklı hastalıkların bulunabilmesi, bazı
ilaçların akne oluşturması ve piyasada uygunsuz çok sayda ürünün akne tedavisinde denemesi gibi
pek çok nedenden dolayı mutlaka bir doktor tarafından tercihen de (özellikle şiddetli olgular)
dermatoloji uzmanı tarafından tedavi edilmesi gereken hastalıktır. Tedavi için başvuruda bulunmayan
hastalar genellikle hastalığının geçeceğine dair inancını yitiren veya akneyi bir hastalık olarak
görmeyip tedavisiz geçeceğini düşünen kişilerdir. Bu yüzden beden ve benlik kaygısının yüksek olduğu
ergenlik döneminde görülen, hastaların psikolojisini de etkileyen bu hastalığın tedavi edilebilir bir
hastalık olduğunu bilmeli ve dermatoloji uzmanına başvurarak uygun tedavi yollarını araştırmalıdır.
Akne tedavisinde birçok yöntemi çeşitli kombinasyonlarda uygulayarak tedavi edilebilmektedir
CİLT BENLERİ
Benlerin değerlendirilmesi & Bilgisayarlı dermoskop ( FotoFinder ) ile ben takibi
Dermatoloji kliniğimizde doğuştan yada sonradan gelişen benler ve vücut lekeleri olan hastalarımızı
FotoFinder HD bilgisayarlı dermoskop ile takip etmekteyiz. Her bir hastanın güneşe hasasiyeti,
güneşte bronzlaşma yeteneği ve güneş yanığı gelişme riski, mesleki ve sosyal alışkanlıklar nedeni ile
güneşe maruz kalma sıklılığı ve süresi, çocukluk döneminde(14 yaş altı) güneş yanığı yaşam öyküsü,
solaryum kullanma sıklığı ve süresi, daha önce tedavi amaçlı alınan ışık tedavilerinin varlığı ve
detayları, daha önce medikal olarak tanımlanmış anormal ben varlığı, 50 den fazla ben varlığı,
doğumsal 10 cm2 den büyük ben varlığı, daha önce maling melanoma geçirmiş olmak, ailesel ben ve
deri kanserlerinin öyküsü gibi faktörler detaylı bir şekilde sorgulanarak risk gruplandırması yapılır. Bu
sorgulamada sıklıkla MMRISK (Malin Melanom RİSK) sorgulamasını tercih etmekteyiz.
Klinik muayene yanısıra tüm leke ve benlerin vücut yerleşimine uygun genel fotoğraflaması, makro
fotoğraflaması ve dermoskopik fotoğraflaması yapılmaktadır. Son yıllarda bunu son derece hızlı ve
otomotik yapan teknolojiler geliştirilmeye başlandı. Klinik olarak bu teknolojilerden “Fotofinder
sistemini” “kullanmaktayız.
FotoFinder sisteminin özellikleri.
Fotofinder sistemi tek bir beni veya belli bir vücut alanını değerlendirecek kadar kompakt ve tüm
vücudu tarayacak kadar kompleks bir sistemdir.
Ben takibinde fotoğraf ve hasta bilgilerinin arşivlenmesi ve bunların standartizasyon son derece
önemlidir. Özellikle fotoğraflama standartı yani fotoğrafların, çözünürlüğü, çekim mesafesi ve ışık gibi
vb. FotoFinder sisteminde 72 megapixel üstü çözünürlükte çekim yapabilen bir kamera sistemi
kullanılmaktadır. FotoFinder sistemi üzerindeki lazer mesafe ayarlayıcısı hastanın çekim mesafesini
standart hale getirmektedir.
Özel bir bilgisayar programı ile entegre çalışan sistemde hasta boyu sisteme kayıt olarak girildiğinde
sistemin üzerindeki SLR kamera otomatik olarak hastanın fotoğraflarını çekmektedir.
Çekimler özel vücut flaş sistemi ile 72 megapixel çözünürlükte, 20 standart vücut pozisyonunda
toplam 3 dakikada tamamlanmaktadır.
Bu fotoğrafların alınması sonrası FotoFinder sisteminde “Body Scan- Vücut tarama” özelliği
kullanılarak tüm vücut benleri otomatik olarak işaretlenmektedir. Bu özellik ben vücut taramasında
inanılmaz zaman kazancı anlamına gelmekte ve benlerin muayenesinde hata payını azaltmaktadır.
Sonrasında işaretlenen benlerden istenenlerden HD özelliğe sahip dermoskop ile görüntüler alınarak
işaretlenmektedir.
Dermoskopik görüntüleri olan benler otomatik olarak vücut haritasında işaretlenmekte ve kayıt
edilmektedir.
Dermatoskopik değerlendirme doktor tarafından yapılabileceği gibi FotoFinder sistemi üzerinde gelen
özel bir program sayesinde beni ABCDE değerlendirme kriterleine göre değerlendirmektedir. Ben için
risk skoru çıkarmaktadır.
Hastanın tüm bilgileri güvenli bir şekilde arşivleneceği gibi döküman olarak hastaya verilebilmektedir.
Fotofinder bilgisayarlı HD ben tarama sisteminin kusuruz diğer bir özelliği hastanın benlerinin takip
sürecinde ortaya çıkmaktadır. Ben vücut taraması kontrolüne gelmiş hastada tekrar ben vücut
taraması yapıldığında eski veriler ile sistemin otomatik karşılaştırma yaparak yeni bir ben gelişimini
otomatik belirleyebiliyoruz.
Bazı benler dermoskopik olarak takip edilmektedir. Bu takipte eski ve son çekilen dermoskopik
fotoğraflar karşılaştırılarak benin değişim süreçleri çok daha iyi takip edilebilmektedir.
Fotofinder sisteminde kullanılan bir diğer özellikte HD dermoskop sisteminde FD lensin
kullanılabilmesidir. Bu lens woodlight gibi kullanılabilen bir UV floresan led içermektedir. Özellikle
maling melanoma dışındaki cilt kanserlerinin yada aktinik keratozis gibi kanser gelişme riski taşıyan
prekanseröz yapıları saptamak amacı ile kullanımaktadır. Öncelikle hastanın şüpheli lezyonuna 3-5
saat öncesinde ışık duyarlandırıcı sürülmektedir. Daha sonrasında FD lens ile lezyona bakılmakta ve
floresans tutma yeteneğine göre lezyon tanısı konulmaktadır. Bu lens sistemi bu hastalıkların tedavi
takiplerinde de kullanılmaktadır.
Doğumsal yada sonradan çıkmış ama zaman içerisinde değişim gösteren bir nevüs melanoma için
ciddi bir risk faktörüdür. Bu nedenle tüm benlerin kişisel takibi ve yılda 2 kez dermatolog tarafından
tüm vücut ben değerlendirmesinin yapılması son derece önemlidir. İlk muayeneden 3 ay sonra
muayene tekrarlanır. Sonra yıllık takiplere ömür boyu devam edilmelidir.
SAĞLIKLI CİLT VE MEDİKAL CİLT BAKIMI
Cilt bakımına ve cilt temizliğine önem vermek cildimizde yaşla birlikte meydana gelecek sarkma,
kırışıklık, kuruma, matlaşma gibi olumsuz etkilerin azalmasına neden olacaktır. Çünkü cildimizi
etkileyen birçok olumsuz faktör vardır bunların başında makyaj, stres, sigara, ultraviyole ışınlar,
dengesiz ve sağlıksız beslenme, kirli hava koşulları gelmektedir. Tüm bu etkenler cilt yaşımızı
olduğundan daha fazla gösterir. Her insanın cildi aynı özelliklere sahip değildir. Bu yüzden ilk önce cilt
analizi yaptırarak cildinizin kuru, yağlı, ya da hassas olduğunu öğrenip doğru ürünlerle doğru
tedavinin yapıldığından emin olmanız gerekmektedir. Ayda bir kere yapılan klasik medikal cilt
bakımı yaklaşık 1-2 saat sürmekte olup sırasıyla temizleme, tonik, nemlendirme, peeling, buhar,
maske, işlemleri uygulanmaktadır. Merkezimizde cilt bakımı yanı sıra hassas ve probremli ciltler için
yüzeyel dermal Oksijen therapy Cihazı (Oxy-jet) ile çeşitli vitaminleri, cildi besleyici ve destekleyici
maddeleri, cildin alt katmanlarına ulaştırıp cildinizin genç, parlak,daha az pürüzlü, canlı ve sağlıklı
görünmesi sağlanmaktır.
Proaktif Medikal cilt bakımı, yüzeyel dermal oksijen kürleri, yoğun maske ve kimyasal peeling
uygulamalarıyla cildinizi koruyoruz.
BAKIMLI BİR CİLDE SAHİP OLMANIN SIRLARI:
• Günde en az 1.5-2 litre su için
• Cildinize uygun kaliteli makyaj ürünleri kullanın
• Sigara içmeyin veya hemen bırakın
• Aşırı güneşlenmeyin UV ışınlardan korunun
• Makyajınızı çıkarmadan uyumayın
• Cildinizi sürekli nemlendirin
• Her hafta bir yüzeyel peeling yapın
• 15 Günde bir maske uygulayın
• Sivilce ve komedonları bilinçsizce sıkmayın
• Uzun süre Klimalı ortamlarda bulunmayın
• Üç günde bir eriyinceye kadar buz kalıbını cildinizde gezdirerek dolaşımı hızlandırın.
• Düzenli vücut ve yüz egzersizi yapın
SEBOREİK EKZEMA & SEBOREİK DERMATİT
DERİDE YAĞLANMA, KEPEKLENME TEDAVİSİ
Seboreik dermatit yaygın bir hastalıktır. Toplumun yaklaşık %5 inde bu hastalık vardır. Özellikle saçlı
deri, kaş, göz kapakları, kulak ve göğüs ortasında kırmızı pullu kaşıntılı bir döküntü şeklinde gelişir.
Ayrıca göbek deliği, kalçalar, koltuk altları, göğüs altları ve kasıklar gibi deri kıvrımları da tutulabilir.
Kepeklenme, saçlı deride kırmızılık oluşmadan gelişen bir durumdur. Sebore ise derinin aşırı yağ
salgılamasıdır, özellikle saçlı deri ve yüzde görülür, kepeklenme ve kızarıklık yoktur. Seboresi olan
hastalarda seboreik dermatit gelişebilir. Seboreik dermatitte ise kızarıklık ve pullanma vardır.
Seboreik dermatit bebekler, orta yaş ve yaşlılarda daha sık görülen bir hastalıktır. Bazı bebeklerde
seboreik dermatit sadece bez bölgesinde görülür ve başka hastalık tabloları ile karışır. Seboreik
dermatit diğer yaş gruplarında meydana geldiğinde iyileşip tekrar etme özelliği gösterebilir. Seboreik
dermatit yağlı cilde sahip kişilerde sıktır ve akne ve sedef hastalığı ile birlikte görülebilir. Derimizde
zararsız bir şekilde yaşayan mantar benzeri bir organizmanın seboreik dermatite yol açtığı
düşünülmektedir. Seboreik dermatit ve kepeklenme hiçbir şekilde ırsı ve iç organlarla ilintili bir
hastalık değildir.
Seboreik dermatit mevsimsel yada hastaların stres yorgunluk ve psikolojik durumlarına bağlı olarak
kendiliğinden iyileşip tekrar edebilir, ancak düzenli tedavi ile kolaylıkla iyileşebilen bir hastalıktır.
Seboreik dermatitten koruyan veya tamamı ile hastalığı iyileştiren bir tedavi yoktur. Fakat hastalık
tedavi ile kontrol altına alınabilir. Nadir durumlarda seboreik dermatit tedaviye cevap vermediği
zaman biyopsi alınır, başka hastalıkların varlığını saptamak için kan tahlilleri yapılabilir.
Tedavi bulguların olduğu vücut bölgesine göre belirlenir.
Saçlı deri: Burada, Çinko pirition, selenyum sülfit, ketokonazol içeren kepek karşıtı şampuanların
düzenli kullanılması ile bulgular tamamen kaybolur. Uygulama sırasında şampuan saçlı deride 5-10
dakika bekletildikten sonra durulanmalıdır. Kepeklerin kalın olduğu hastalarda salisilik asitli
solusyonlar yardımcı olabilir.
Yüz, kulak ve burun civarı: Buradaki mantar mikrobunu azaltmak için mantar karşıtı kremler önerilir.
Bunun yanında kızarıklığın belirgin olduğu durumlarda ise kortizonlu kremler faydalı olur. Kulak iç
kısmı için ise kortizonlu solusyonlar, kulak damlaları faydalı olur.
Vücut: Gövde, sırt, koltuk altı gibi bölgelerde olduğunda o bölgelerin mantar karşıtı şampuanlarla
yıkanması, şampuanın o bölgede 5-10 dakika bekletildikten sonra durulama yapılması iyi sonuçlar
verir.
ERKEK TİPİ SAÇ DÖKÜLMESİ TEDAVİSİ
Erkeklerde görülen kellik probleminin en önemli nedeni Androgenetik Alopecia yada Türkçe karşılığı
ile ırsi, ailesel yada genetik olarak bilinmektedir.Etkisi sadece erkeklerle sınırlı olmayıp, aynı zamanda
kadınlarda da %20-%30 düzeyinde görülmektedir. Bu nedenle halk arasında erkek tipi saç dökülmesi
olarak da bilinmektedir. Geç kalınmadan önlem aldığınızda çözümü en kolay dökülme tipidir.
Androgenetik dökülmede sorunun kaynağı erkeklik hormonu testosteron ile alakalı olup, androgen
grubundan bir tür steroid hormon olan testosteron erkeklerin testis, dişilerin ise yumurtalıklarında
üretilir. Erkeklerde kadınlara göre 50-60 kat daha fazla görüldüğü için erkeklik hormonu olarak
bilinmektedir. Sorunun asıl kaynağı kaynağı Alfa-5 redüktaz enziminin testosteronu DHT dediğimiz
Dihidrotestosterona dönüştürmesidir. DHT ise kıl köklerine zarar vererek aşama aşama saçların
kalitesini azaltarak dökülmesi ve kıl köklerinin yaşam sürecinin azalmasına neden olur. Bir noktadan
sonra ise kıl kökü tamamen etkisiz hale gelerek kellik problemine neden olmaktadır.
Özellikle anne yada baba gibi birinci derece aile bireylerinde dökülme yada kellik olması çocukları da
aynı risk ile karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle anne yada babasında bu şekilde sorun olan
gençler daha dikkatli olmalıdır.
Genetik dökülmenin başlangıcı genelde 16-20 yaşları arasında başlamaktadır. Tabii ki ilerleyen
yaşlarda da görülmektedir. Ama sorunun büyük bir bölümü ergenlik sonrası ve 20’li yaşlarda
görüldüğü tespit edilmiştir.
Genetik saç dökülmesi aslında çözümü mümkün olduğu gibi önlenmesi kolay bir sorundur. Sorunu
anlamak ve önlem almak için ciddi bir zamanımız bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse dökülme
başlangıcı ile kellik probleminin ortaya çıkması arasında 5-10 yıllık zaman bulunmaktadır. Bu süreçte
kişi önlem alıp, bilimsel çözüm yollarını uyguladığında saç dökülmesisi önüne geçemesede kelliği
engelleyebilecektir.
Erkek tipi dökülme belirtilerine baktığımızda ilk olarak saçlarda kalite kaybı karşımıza çıkmaktadır.
Bunu saçların uzama hızında yavaşlama takip edecektir. Saçların donuk mat bir görünüme bürünmesi
parlaklığını yitirmesiyle süreç başlamış demektir.
Öncelikle her dökülen kıllar saç dökülmesi anlamına gelmez. Çünkü sağlıklı bir saç derisinde 140 ile
220 bin arasında kıl bulunmaktadır. Bunların %10’luk kısmı yenilenme süreci kapsamında günlük 70-
80 kıla kadar dökülerek yeniden çıkmaktadır. Tabii ki bu durum saçlarda seyrelme gibi dikkat çekici bir
soruna neden olmaz. Bu durum insan hayatı boyunca 8-10 defa tekrarlamaktadır. Bu değişim süreci
sağlıklı saçlarda 2-10 yıl iken dökülmeye başlayan sağlıksız saçlarda ise 3-4 aya düşebilmektedir.
Yaşadığımız sorunun dökülme yada saçların fizyolojik olarak yenilenmesi mi anlamak için avucumuz
ile saçları tutup çok sert olmayacak şekilde çekelim. Avucumuzda kıl kalmıyorsa sorun yok demektir.
Fakat her defasında avucumuzda bir kaç tane kıl kalıyorsa saç dökülmesi problemi yaşadığınız
anlamına gelir.
Erkek tipi saç dökülmenin (seyrelmenin) olduğu bölgeler 2 nokta karşımıza çıkmaktadır. Alın
çizgisinde geriye doğru açılma yada tepe bölgesi dediğimiz vertex noktasında büyüyen bir yuvarlak
dikkat çekmektedir. Bazı insanlarda ise alın çizgisi ve vertex bölgesinde aynı anda açılma görülür.
Kellik problemi yaşayan insanların ense ve yanlarında saçlar olduğu gibi durmaktadır. Çünkü ense ve
yanlarda bulunan kıllar genetik dökülmeye karşı korunaklıdır. Dökülme saçın her yerinde oluyor ise
Alopecia Totalis dediğimiz saçkıranın bir türü olabilir.
Dökülmenin nedeni ve tipini öğrenmek için bir dermatoloğa muayene olmak gerekmektedir.
Özel Gaziosmanpaşa hastanesi dermatoloji kliniğinde bilgisayarlı saç ve saçlı deri analizi ile saç
dökülmesi sebeplerini araştırmak altta yatan problemleri ortaya çıkarmak her bir hastaya özel
faktörlerin ele alınması ve değerlendirilmesi sonucunda dünya genelinde etkinliği ıspatlanmış etken
madde içeren ürünler , PUVA , PRP ve mezoterapi dahil bir çok alternatif ve modern tedavi
yöntemlerini multidisipliner bir yaklaşımla hastalara sunmaktadır.
AŞIRI TÜYLENME (HİRSUTİZM) ve TEDAVİSİ
Vücuttaki olmaması gereken bölgelerdeki tüylerde aşırı artış olmasıdır. Tüylerdeki artış ve kozmetik
olarak rahatsızlık verecek düzeye gelmesine hirsutizm denilir. Hirsutizm vellüs denen yumuşak ve ince
kılların terminal kıl denilen kalın kıllara dönüşümü sonucunda oluşan durumdur.
Tüylenme kadınlarda yüz bölgesinde, boyun, ense ve sırtta ise temel nedenin hormonsal bir bozukluk
nedeni ile olduğu düşünülür. Vücut bölgesinde gözlenen tüylenmeler aşırı değilse genelde neden
genetik kaynaklıdır. Hormonal nedenli tüylenmelerde dermatoloji ve jinokoloji uzmanlarının birlikte
tıbbi yaklaşımları ile sorunun çözümüne gidilmelidir.
Kadında hormonal nedenli tüylenmelerde en çok etken polikistik over hastalığıdır. Polikistik over
hastalığında adet düzensizlikleri, özellikle seyrek adet görme yada adet düzensizlikleri gözlenir. Hafif
şişman ya da şişman, cilt yağlı görünümde olabilir. Polikistik over sendromunun temelinde bir glikoz
metabolizma bozukluğu yatar. Glikoz metabolizma bozukluğu genetik nedenlerle aileden geçiş
gösterir. Anne veya babada şeker hastalığı varsa ve adetler düzensiz, tüylenmede artış söz konusu ise
polikistik over hastası olma ihtimali yüksektir. Bu tür durumlarda jinekolog ve dematolog birlikte
tıbbi yaklaşımları sorunun çözümünde faydalı olmaktadır.
Daha ağır tüylenme şekli virilizmdir. Bu durumda hormonal bozukluk ağır ve aşırıdır. Erkek tipi saç
dökülmesi, saçta kalınlaşma, kellik, klitoriste büyüme, vücut yapısında erkeksi değişim gözlenebilir.
Daha çok ağır hormonal bozukluklarda ve bazı hormon üreten tümörlerde gözlenir.
Tüylenme sebepleri doğru yaklaşımla tespit edilerek tedavisi sebebe yönelik etkin ve doğru tedavi
uygulanırsa başarılı sonuçlar alınır. Tıbbi tedavi ve kıl temizleme yöntemleri birlikte kullanılırsa çözüm
mükemmel olacaktır. Hormonsal sorununuzun tedavisi başlar başlamaz lazer epilasyon seanslarına da
başlamanızda sakınca yoktur.
Hormonal kaynaklı tüylenmeler oldukça kalın ve genelde yüz bölgesindedir. Bu bölge için en etkili
lazer olarak düşündüğümüz lazer uygulamalarını yaptırmanızı öneririz.
BEHÇET HASTALIĞI
Behçet Hastalığı bir Türk doktor olan Prof. Dr. Behçet UZ tarafından ilk kez 1937 yılında
tanımlanmıştır. Behçet ağızda ve cinsel bölgede yaralar (tıbbi olarak ülser veya aft) ve gözde iltihap
(üveit) ile giden tekrarlayıcı bir hastalıktır. Çeşitli belirti ve bulgularla birçok sistemi etkileyebilen bir
hastalıktır. Behçet hastalığı hemen hemen tüm dünyada görülmekle birlikte, Türkiye, İsrail,
Yunanistan ve Kıbrıs gibi Akdeniz ülkeleri, Irak ve İran gibi Ortadoğu ülkeleri ve Japonya, Kore, Çin gibi
Uzakdoğu ülkelerinde diğer ülkelere göre daha sık görülmektedir. Hastalığın yukarıda belirtilen ve
tarihi İpek Yolunun geçtiği bu ülkelerde daha sık görülmesi, gelişiminde genetik ve/veya çevresel
faktörlerin etkili olabileceğine işaret etmektedir. Tarihi İpek Yolu üzerindeki ülkelerden Behçet
hastalığının en sık görüldüğü yer Türkiye’dir. Ülkemizin çeşitli bölgelerinde yapılan beş ayrı çalışmada
hastalığın sıklığının 100.000 erişkinde 20 ile 421 arasında olduğu bildirilmiştir. Behçet hastalığı erkek
ve kadınlarda yaklaşık eşit oranda görülür. Ancak, özellikle göz ve damar tutulumu gibi önemli sistem
tutulumları genç erkek hastalarda daha sık ortaya çıkmaktadır. Behçet hastalığı en sık 20–40 yaşları
arasında başlar. Bununla birlikte daha az sıklıkta olmak üzere çocuklarda ve ileri yaştakilerde de
Behçet hastalığı gelişebilmektedir. Hastalığın nedeni tam olarak bilinmemektedir. Gelişiminde
bağışıklık sistemi değişikliklerinin yanı sıra genetik ve bazı çevresel faktörlerin (bakteri ve virüs gibi)
etkili olabileceği düşünülmektedir. Behçet Bulaşıcı bir hastalık değildir. Behçet hastalığı kalıtsal bir
hastalık değildir. Ancak, hastalık için genetik bir yatkınlık söz konusudur. Ancak, Behçet hastalığı
birçok organı etkileyebilen ve bu nedenle de çok sayıda belirtiye yol açabilen bir hastalıktır. En sık
görülen belirtileri ağızda ve cinsel bölgede tekrarlayıcı yaralar, deri belirtileri, göz ve eklem
tutulumudur. Ağız yaraları (aft veya oral ülser); Ağrılı ve yineleyici özellikteki ağız yaraları Behçet
hastalığının en sık görülen belirtisidir. Ağız yaralarının tekrarlama sıklığı hastadan hastaya değişiklik
gösterir. Ağızda aft yapan tek hastalık Behçet Hastalığı değildir. Bu nedenle aft tek başına ne kadar sık
ya da şiddetli olursa olsun Behçet hastalığı tanısı koymak için yeterli değildir. Behçet hastalığı tanısı
konulabilmesi için o kişide afta ek olarak hastalığın başka klinik bulgularının da bulunması gereklidir.
Cinsel bölge yaraları, ağız yaralarından sonra hastalığın ikinci en sık belirtisidir. Hastalığın deri
belirtileri büyük bir çeşitlilik gösterir. Bunlar arasında deride kızarık kırmızı akıntılı şişlikler şeklindeki
lezyonlar ve yüzeysel damar bozukluklarıt en sık gözlenenlerdir. Behçet hastalığında göz tutulumu
hastaların yaklaşık yarısında görülür. Gözde kızarıklık, bulanık görme veya görme kaybı, uçuşmalar,
gözde ve göz çevresinde ağrı gibi şikayetlere neden olur. Göz şikayetleri erkeklerde ve hastalığın ilk
yıllarında daha sıktır. Göz tutulumunun bazı hastalarda ağır seyredebileceği ve hatta görme
kayıplarına yol açabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle yukarıda özetlenen şikayetlerin bulunması
durumunda vakit kaybedilmeden doktora başvurulması ve tedavi için verilen ilaçların düzenli
kullanılması büyük önem taşır. Göz tutulumu bazen çok belirgin bir şikayete yol açmayabilir veya
hasta tarafından fark edilmeyebilir. Bu nedenle hastaların göz şikayeti olsun olmasın belli aralıklarla
muayene edilmesinde yarar vardır. Hastaların yaklaşık yarısında eklemlere ait şikayetler olur.
Şikayetler sadece ağrı şeklinde olabileceği gibi, söz konusu eklemde şişlik, sıcaklık artışı ve hareket
kısıtlılığı (tıbbi adı ile artrit) şeklinde de olabilir. Şikayetler sadece tek bir ekleme sınırlı olabilir.
Bazende birkaç eklemi aynı anda tutar. En sık diz eklemi tutulur, bunu sıklık sırasıyla, ayak bileği,
dirsek ve el bileği izler.
Behçet hastalığı önceden kestirilemeyen ataklar ve iyilik dönemleri ile uzun süreli bir seyir
izlemektedir. Hastalığın belirtileri ve şiddeti kişiden kişiye değişebilir. Kimilerinde sadece deri, mukoza
belirtileri ve hafif eklem şikayetleri gözlenirken, kimilerinde göz, damar, mide barsak ve sinir sistemi
belirtileri ön planda olabilir. Genel olarak hastalığın şiddeti ileri yaşlarda azalma gösterir.
Hastalığın kesin tanısını koyan bir laboratuvar belirteci bulunmamaktadır. Kişinin Behçet hastalığı
olup olmadığını ya da ileride gelişip gelişmeyeceğini gösteren herhangi bir kan testi yoktur. Bugün için
tanı klinik bulgularla konulmaktadır. Deri ve mukoza bulguları sıklıkla hastalığın ilk bulguları olarak
karşımıza çıkarlar. Bu nedenle hastalığın erken tanısında büyük önem taşırlar. Deri paterji testi uygun
iğne ucunun deriye batırılmasına derinin verdiği cevaptır. Hastalığın tanısında yardımcı bir test olarak
kullanılır
Hastalığın uzun süreli ve düzenli bir şekilde takip edilmesi gerekmektedir. Behçet hastalığının sistemik
bir hastalık olduğu ve çok sayıda organı etkileyebileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle, hastalığa
yaklaşımda birçok bilim dalının (farklı uzmanlık alanlarından doktorların) işbirliği içinde çalışması
gerekmektedir. Hastaların tedavi ve takibinde deri ve zührevi hastalıkları, romatoloji ve göz
hastalıkları uzmanları başta olmak üzere çok sayıda doktorun uyum içinde çalışması büyük önem
taşımaktadır. Genel anlamda Behçet hastalığına ait tüm belirtileri tamamen ortadan kaldıran tek bir
ilaç veya tedavi bulunmamaktadır. Bu nedenle tedavi var olan belirtilerin özelliğine göre
belirlenmektedir. Tedavide temel amaç hastalığın özellikle erken ve aktif dönemindeki şiddetli
olabilecek organ veya organların hasarını engellemek ve belirtilerin verdiği rahatsızlığı gidermektir.
Hastalığın tedavisinde çok sayıda ilaç kullanılmaktadır. Bunların bir bölümü yerel bir bölümü ise
sistemik olarak uygulanmaktadır. Ayrıca gerekli durumlarda fizik tedavi ve cerrahi tedavilerde
yapılabilmektedir. Yerel ilaçlar (gargara, krem vb.) deri ve mukoza belirtilerinin hafifletilmesi, daha
çabuk iyileşmesi ve verdiği rahatsızlığın giderilmesi anlamında önemli ilaçlardır. Kolşisin deri, mukoza
ve eklem tutulumlarında yararlı olabilen bir ilaçtır. Bunun dışında gerekli olduğunda kortizonlu ilaçlar,
bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar kontrollü biçimde kullanılabilmektedir. Ağız sağlığı aftların ve
hastalığın yeni ataklarını engellemede önemli olabilir. Bu nedenle hastaların ağız hijyenine büyük
önem vermeleri ve düzenli olarak diş muayenelerini yaptırmaları gereklidir. Diş çürüğü, diş eti iltihabı,
vb. ağız hijyen bozukluğuna neden olabilecek tüm olumsuzluklar mutlaka tedavi ettirilmelidir. Ayrıca
ağızda aftı olan hastaların asitli, kabuklu, sert, acılı ya da tuzlu yiyecekler gibi irrite edici ajanlar ve
alkolik içeceklerden sakınması gerekir. Özellikle kabuklu gıdaların yenmesi (çerez, fındık, fıstık,
ayçiçeği, vb.) ağız içinde tahriş ve hafif de olsa yaralanmalara neden olabileceğinden aftların
oluşumunu başlatabilir, iyileşme sürelerini uzatabilir. Mümkün olduğunca Behçet hastaları yorgunluk
ve stresten kaçınmalı, enfeksiyonlardan kendilerini korumalıdırlar. İlaç seçiminde ve tedavinin
süresinde belirleyici olan tutulan organ veya organlar ve tutulumun şiddetidir. Seçilecek tedavi şekli
ve uygulama yolu, tedavinin süresi, ilaçların dozu hekim tarafından düzenlenir. Hastalığın tedavi ve
takibinde hekimlerin işbirliği içinde çalışmaları ne kadar gerekliyse hastanın önerilen tedaviye uyumu
da o denli önemlidir.
SAÇ BİTİ, VÜCUT BİTİ VE UYUZ TEDAVİSİ
Pedikülozis olarak bilinen bit infeksiyonu dünyada hala bir problem olarak devam ediyor. Bitler
insandan kan emerek beslenirler. Yumurtalarını kıl şaftına veya elbiselerin dikiş yerlerine bırakırlar.
bırakır. Baş Gövde ve Kasık bitlenmesi olarak üç şekilde görülür.
Baş bitlenmesi her kesimde görülebilir, oysa vücut bitlenmesi özellikle evsizlerde görülür.
Baş bitlenmesi genellikle çocukları, özelliklede kız çocuklarını etkiler. Bulaşma genellikle kafa teması
yolu ile olur. Baş için kullanılan eşyalar yoluyla da bulaşma olabilir.
Bitler gözle tarama ile kol